xxx

       ZİNDE
Anasayfa
Bize Ulaşın
Hakkımızda
-

          GÜNCEL

Duyuru - Haber
Etkinlikler
Projelerimiz

          SİZE ÖZEL

Düşündüren Fotoğraflar
Düşündüren Yazılar
Makaleler
Sosyal Makaleler
Araştırmalar
Site İçi Arama
Linkler

--

 

-

ZINDE Sosyal Gelisim Dernegi | www.zinde.info

İslam'da İlmin, Alimin ve Sahih Kaynağın Önemi

 

İslam'ın öğrenilmesinde ilmin, alimlerin ve sahih kaynakların önemine dair merhum Mahmud Esad Coşan Hocaefendi'nin çeşitli dergilerde yer alan başyazılarından oluşan Başmakaleler 1, 2 ve 3 eserlerinde yer alan fikir, düşünce ve tavsilerinden derlediğimiz metni istifadenize sunuyoruz. 

 

Başmakaleler adıyla yeniden basılan, merhum Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan Hocaefendi'nin İslam, İlim ve Sanat, Kadın ve Aile, Panzehir dergilerinde yayınlanan makalelerinden seçmeler yapmaya gayret edeceğiz. Merhum ve muhterem Esad Coşan Hocaefendi'nin, ilmiyle amil bir ilim, bilim ve gönül adamı sıfatlarının hep birden tezahür edişine şahit olacağız. Yapacağımız alıntılar onun din ile “bilimi, edebiyatı ve sanatı” nasıl bağdaştırdığını görmemize yardımcı olacak. İlimden ve bilimden ne anladığını, bu iki önemli mefhuma ne mana yüklediğini, onları ne amaç ve gaye için kullandığını göreceğiz.

 

Merhum M. Esad Coşan Rahmetullahi Aleyh 1997 Mart ayında Kadın ve Aile dergisinde yayınlanan "Ülkede Demokrasi Varsa, Bizim de Söz Hakkımız Var!" İsimli makalesinde kendisi hakkında yapılan suizana cevap mahiyetinde, ama bir ilim adamının alim olmanın hakkını nasıl vereceğine dair kendisinden misallerle açıklık getirir:

 

"Ben de çalıştım, okudum, yükseldim; ilim adamı, mütehassıs, üstat oldum; nice talebe yetiştirdim ki bazıları profesör, milletvekili, bakan, başkan oldular; ben de müslüman ve ehl-i tarîkim; nice eserler yazdım, nice faydalı müesseseler, mektepler, hastaneler kurdum; halkımızın ilmine, irfanına, eğitim ve öğretimine, sağlık ve mutluluğuna yararlı olmaya gayret ettim."1

 

Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh çeşitli yerlerde yayınlanmış yahut hiç yayınlanmamış makalelerinin yer aldığı “İdeal Yol” isimli eserde yine aynı başlığı taşıyan makalesinde ilmin inançsız olamayacağını belirtiyor:

 

"O halde toplumca imana değer vermeli, inancın, mâneviyatın ve sevme duygusunun tohumlarını tâ çocukluk çağında gönüllere ekmeli ve geliştirmeliyiz. Bu yoldaki eğitim salt bilgiden, kuru ilimden, maddî sanat ve hünerlerden de önde gelir, öne alınmalıdır da. Çünkü inançsız ilim ve hüner şerre alet olur. Kuru bilgi her yerde ve her zaman sadece gurura, bilgiçlik taslamaya veya suistimale yöneltmiştir. Şair;

 

İlm kesbiyle pâye-i rif’at
Arzû-yı muhâl imiş ancak

 

Aşk imiş her ne var âlemde
İlm bir kıyl u kâl imiş ancak
derken bu ince noktaya işaret etmiş olmaktadır."2

 

Yine aynı eserin "Ahiret İnancı" başlığını taşıyan makalesinde ise Merhum Hocaefendi, ilim öğrenmenin her türlü amelin önünde gelmesi gerektiğini yazıyor:

 

"Eşsiz kitabımız Kur’an ile Allah’ın gerçek Resûlü, asil Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, bize dünya hayatının nasıl düzenlenmesi gerektiğini, yüce Rabbimiz’in neleri sevdiğini neleri istemediğini bildirmiş ve öğretmiştir.

 

O halde en başta gelen çabamız ilme çalışmak, Kur’an’ı dikkatle okuyup anlamak, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz’in örnek hayatını ve değerli buyruklarını öğrenmek olmalıdır.

 

Kur’an’da ilim sahipleri pek çok yerde övülmüştür.

 

'Alimler peygamberlerin varisleridir.'

 

'Allah kimin iyiliğini isterse onu dinî konularda anlayışlı ve bilgili kılar.'

 

Büyük din bilgini ve İslâm düşünürü Gazzâlî Minhâcu’l-âbidîn’de, 'Ey saadet yolcusu! Önce ilim tahsil etmen gerek. Çünkü ilim hakiki mürşittir. Yapılacak her doğru hareket ancak bilmekle olur' diyor."3

 

"İslam'da Öğretim ve Eğitim" başlığı altında ele aldığı tafsilatlı bilgiler arasında bir müslümanın niçin ilimle meşgul olması gerektiğini açıklıyor:

 

"Kur’an, bilgili müslümanların Tanrı’ya daha iyi kulluk edebileceğini Allah’ın ilim verilmiş kulları yükselteceğini belirterek daima ilmi, öğrenimi teşvik ediyordu. ümmet-i Muhammed’e belirli bir görev, yani irşad görevi yükleniyordu. Bu yüzden onların, halkı irşat edecek din adamı olarak yetiştirilmesi gerekmekteydi. Yüce Peygamberimiz’in öğretim ve eğitime yönelmesi, ilme teşvik etmesi bu yüzdendi."4

 

Kadın ve Aile dergisinin Eylül 1996’da çıkan sayısında "Neleri öğrenmeliyiz?" başlığı altında izahta bulunan Esad Coşan Hocaefendi şöyle yazıyor:

 

İlim öğrenin, çünkü ilmin Allah rızası için öğretilmesi haşyettir; öğrenilmeye çalışılması ibadettir; karşılıklı müzakere edilmesi tesbihtir; araştırılması cihattır; bilmeyene öğretilmesi sadakadır; layık olan, ehil olan kimselere sunulması kurbiyettir. Zira ilim, helal ve haramın bilinme yeridir, Cennet yolunun nurlu işaret feneridir, tenhalıkta insanın enîsi, yalnızlıkta arkadaşı, halvette sohbetdaşı, darlık ve genişlikte, sıkıntı ve sevinçte kılavuzu, düşmana karşı silahı, dostlarına karşı ziyneti, diyâr-ı gurbette yakınıdır. Allah ilim ile bazı insanları yüceltir, yükseltir, cennette server eyler.”

 

Her ne kadar Peygamber (sas) Efendimizin Muallim sıfatını haiz olduğunu bilsek de onu “öğretmen” vasfıyla tanımak ve kendisini öğretmenler arasında saydığını tekrar okumak etkileyici. Bu konuya Esad Coşan Hocaefendi, az önce bahsi geçen makalesinde değiniyor:

 

"Peygamberimiz bir gün dolaşırken bir mescide uğramış ve orada iki ayrı küme görmüştü. Bunlardan biri toplu halde dua niyaz etmekle meşguldü. Diğer küme ise ilim öğrenmekteydi. Dikkate değer bir davranıştır ki Efendimiz, ilimle meşgul olan bu ikinci kümenin arasına oturdu ve 'Bir Peygamber olarak ben de bir öğretmen sayılırım.' buyurdu." 5

 

Peki ilim öğrenmenin bir yaşı, yahut hududu veya cinsiyet ayrımı var mıdır? Yoktur! Hatta kadınlar için özel eğitim fırsatları ve şartları düzenlenmiştir. Merhum Esad Coşan Hocaefendi, Peygamber Efendimizin hayatından örnekler vererek açıkladığı bu konuyu bizzat hayata geçiren, kadınların ilim öğrenmesi konusunda peygamber sünnetini ihya eden bir ilim adamıdır. "İslamda Öğretim ve Eğitim" makalesine başvuralım:

 

"Peygamberimiz’in hadisleri bir bütün olarak incelenirse görülür ki ilim tahsil etmek, kadın-erkek her müslümana emredilmiş ve bu ödevin önem derecesi 'farîza' kelimesiyle anlatılmıştır. Farîza, 'dince gerekli ve zorunlu bir görev' demek olur. O halde bir müslüman için namaz, oruç, zekât ve hac nasıl kesinlikle yapılması gereken bir görev ise ilim öğrenmek de öyledir. Bunun sebebini anlamak güç değildir. Çünkü ilim olmadan inanç konularının gereğince kavranması ve adı sayılan ibadetlerin bile usulüne uygun olarak yapılması kâbil olamaz.

 

Hz. Peygamber’in eğitim siyaseti erkekler kadar kadınları da hedef alıyordu. Bizzat kendisi haftanın bir gününü kadınların öğretim ve eğitimine ayırmıştı. Zevcesi Hz. Hafsa, onun izni ve teşvikiyle akrabasından Şifâ binti Abdullah hatundan yazı yazmayı öğrenmişti. Diğer genç zevcesi Hz. Âişe ise ashâb-ı kirâmın başlıca bilginleri arasında sayılacak dereceye ulaşmıştır. Nitekim Urvet b. Zübeyr, 'İlim ve fıkıhta, tarih, şiir, edebiyat ve tıpta, Hz. Âişe’den daha bilgili bir kimse görmedim.' diyor. Hz. Âişe, Peygamberimiz’den en çok hadis rivayet edenlerden biridir. Ashaptan çok kişiler kendisine gelir, mesele sorar ve danışırlardı. Bir kişi Mesrûk’a, 'Hz. Âişe, ferâiz ilmini de bilir miydi?' diye sordu. Mesrûk: 'Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in (as.), yaşlı ve büyük sahabilerinin bile gelip ondan ferâiz sorduklarını gördüm' diye cevap verdi.

 

İslâm’da kadının ilim tahsili konusu, –o çağın başka ülkelerinde kadının durumu incelenirse görülür ki– zamana göre çok ileri bir anlayıştı. Zaten İslâm’ın kadına, çağının çok ilerisinde haklar ve hürriyetler tanıdığı Batılı araştırıcıların da kabul ettiği bir gerçektir. Misal olarak ticaret ve alış-veriş yapabilme, mal-mülk sahibi olma ve bunları dilediği gibi kullanabilme, miras alabilme, her türlü akit yapabilme haklarını gösterebiliriz." 6

 

İslam'ın ilk devrilerinden itibaren kadınlar ilimle meşgul olmuştur. Esad Coşan Hocaefendi de kadınlara özel olarak çıkardığı Kadın ve Aile dergisinde kadınlara evlatlarını ilim ehli olarak yetiştirmeleri, evlerinde ilim meclisleri kurmalarını önerirken ilmi bizzat elde etmelerini de tenbihler. 1992 Ocak ayı Kadın ve Aile dergisindeki makalesinde şöyle der:

 

"Ebedî saadeti istiyorsan tam mü’min olacaksın; hakiki müslüman olarak ölüp, huzûr-ı Rabbü’l-izzete sevdiği ve razı olduğu bir kul olarak çıkmaya sa’y u gayret edeceksin...

 

Önce ilim öğren, çünkü ilim bir mürşittir; ilminle amil ol ki Allah sana bilmediğin ledünnî ilimlerin kapısını açsın.

 

İlim ve amelin yanı sıra takvayı da öğren; rûhî terbiyeni tamamlama ve irfan sahibi olma yoluna gir! İlim, en faziletli ibadet olduğu gibi, mârifetullah, yani Allah’ı bilip tanımak da ilmin en şerefli, en yüksek, en üstün derecesidir. Bunu Peygamberimiz şöyle ifade buyuruyor:

 

'En faziletli amel Allah’ı bilmektir; ilimle yapılan az bir amel-i sâlih, fayda verir; ama cahilâne yapılan çok amel hiç fayda sağlamaz.'"

 

Hayır ahiret hayrı, ilim marifatullahtır. Peki dünyevi limlerin öğrenilmesi ne kadar gereklidir. İlim ve tekniğe önem vermek isimli makale İslam dergisinin 1993 yılında Mayıs ayında yaynlanmıştı:

 

"Muhakkak ki ilimlerin en yükseği, Allah’ı bilme ilmidir, mârifetullahtır. Ama bugün artık acı tecrübelerle çok iyi biliyoruz ki ihmal edilen dünya bilgisi de müslümanlara bir âhiret azabı sebebi olabiliyor... Bir müslüman ülkenin felaketine sebep oluyor, düşman karşısında hezimetine sebep oluyor; yıkılmasına, ezilmesine, zulme uğramasına sebep oluyor. Zalimler, sonunda müslümanlara baskı yaparak, ters telkinler yaparak, cebrî dinsiz eğitim yaparak nesilleri dinden, imandan uzaklaştırabiliyor. Onun için ilimlerin hepsi, hem din ilimleri, hem dünya ilimleri bizim için sevimlidir, sevgilidir, muhteremdir, baş tacıdır..."

 

Mahmud Esad Coşan Rahmetullahi Aleyh makalenin devam eden kısımlarında İslam’ın ilme bakışını ve ilimden daha başka neler anladığını izah ediyor:

 

"İslâm dini, ilim konusunda, sadece dinî alanlarda çalışılmasıyla yetinmez. Aksine ilmin her çeşidi ile meşgul olunmasını emir ve tavsiye eder. Müslümanları, yeri, gökleri, yıldızları, gece-gündüz değişimini, rüzgâr ve yağmurları, bitkilerin yeşerip sararmasını, insan yavrusunun oluşumunu gözlemeye yöneltir. Askerlik için gerekli alet ve vasıtaların hazırlanmasını, çocuklara ata binme, ok atma ve yüzmenin öğretilmesini ister. Çalışmayı ve sanatı teşvik eder. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalışmayı öğütleyişi eşsiz bir dengelenmedir. Bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Her kim dünyaya ait maddî bir kazanç sağlamak isterse ilme sarılsın, bunun gibi âhiretini kazanmak isteyen de ilme sarılsın ve bilsin ki âhiret de ancak ilim ile kazanılabilir.” 7

 

Hocaefendi toplum hayatı ve Müslümanların gelişmesi için gereken ilimlerin öğrenimesinin farz-ı kifaye olduğunu yine aynı makelede belirtir:

 

İslâm fıkhına göre toplum hayatı ve müslümanların gelişmesi için gereken ya da onları korumaya ve onlara hizmet etmeye yarayan bazı ilimleri öğrenmek, –dinî yönden– bir farz-ı kifâyedir. Bu şu anlama gelir:

 

Bir İslâm toplumunda, eğer böyle bir ilimle, mesela tıp ya da matematikle ilgilenen kimse bulunmasa o toplumdaki herkes, bu ihmalkârlıktan dolayı mânevî sorumluluk altına girer ve günah işlemiş olurlar. Demek ki müslümanların her cins ilimle uğraşmaları gerekli ve aralarında dikkatli bir iş bölümü yapmaları din yönünden zorunludur.

 

Merhum ve Muhterem Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh'in ilim ve alim konularına tahsis ettiği onlarca yazısı vardır. Onlarden biri “Gerçek Alim” adını taşır. Bu makalede gerçek alimden bahsetmekle kalmaz gerçek ilmin mahiyetini de verir:

 

Gerçek ilim öyle bir şeydir ki, sen ona kendini tamamen (külliyen) vermezsen o sana bir kısmını (cüzünü) bile vermez. Üstelik, ona kendini tamamen verdiğin zaman dahi onun sana kendinden bir kısmını vereceği yine de şüphelidir.”

 

Demek ki gerçek ilim adamı olmak zordur, çok şarta bağlıdır. Bütün gayretine rağmen bazıları o payeye ulaşamaz. Bu yüzden, sahtelerin bolluğuna rağmen hakiki ilim erbabını çok az görüyoruz.

 

Bendeniz âciz ve bîçareye göre de ilim ve hakikat nadir, kıymetli ve ürkek bir kuş gibidir. Üzerine paldır küldür varır, aceleci, temkinsiz ve usulsüz davranırsan onu uçurur, elden kaçırırsın. Veya değerli, nadide, hassas bir çiçek gibidir. Hoyratça yapışırsan kopar, sararır, solar. Yahut da nazlı, narin ve nazenin bir sevgilidir. Kibar davranmazsan küser, kaçar ve sana râm olmaz.8

 

İlim ve Sanat dergisi, ülkemizin ilim meclislerinde özenle takip edilen, mütehassıs ilim adamlarının yazılar yazdığı, ilmi araştırmalara konu olmuş son derece kıymetli bir dergiydi. Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh'in sadece ilme ve sanata mahsus çıkardığı bu dergi, onun ilim ve sanatın Müslüman ahlakı ve karakterinin bir parçası olması gerektiğine dair görüşlerinin müşahhas delilidir. İlim ve Sanat dergisinin 1985 yılının 12 ayında çıkan sayısının “İlim zihniyeti ve Kalkınma” başlıklı yazısında der ki:

 

Kesin olarak anlaşılmıştır ki en kazançlı ve verimli yatırım, ilmî çalışma ve araştırmalara yapılan yatırım olup ilim, kendisine bağlananı çok cömertçe mükâfatlandırmaktadır. O halde, biz de ilme yönelmeliyiz. Maddî ve mânevî kurtuluşumuz, idealist nesillerimizi; metotlu çalışmaya, ilmî araştırmalara, dış dünyadaki yenilik ve gelişmeleri dikkatle takibe, yeni ve orijinal, yapıcı ve üretici olmaya... aşk ve şevkle sevk edebilmemize bağlı görünmektedir.

 

Asil ecdadımız, kahramanlıkta olduğu kadar, ilim ve sanatta da öncü idiler. Hem akla, hem kalbe dayanarak ilerlediler, yükseldiler, kıtalar fethettiler; maddî ve mânevî değeri yüksek medeniyetler kurdular. Geliniz biz de el ele, yeniden bir ilim ve irfan, fikir ve sanat çığırı açalım, çevremize ve tüm insanlığa ışık tutalım..9

 

Benzer şekilde tarihten örnek verip bugünkü duruma işaret ettiği “Hizmet Anlayışımız” başlığını taşıyan 1985 yılının Şubat ayında yayınlanan İlim sanat dergisinde şöyle yazar:

 

Tarihte, İslâm’ın müdafaası ve yayılması, müslümanların ilerlemesi ve yükselmesi ilim sayesinde olmuştur. Bizim ve İslâm âleminin son birkaç asırki gerilemesi de yine, ilmî ve fennî (teknolojik) üstünlüğün hasımlarımızın eline geçmesi sebebiyledir. Bu nahoş ve tehlikeli halin artık sona ermesi; müslümanların inanç ve ahlâkta olduğu kadar, ilim ve fende de önderliği tekrar ele alması gerekmektedir. Bu bir ölüm-kalım meselesi halini almıştır. Çünkü İslâm düşmanları dünyanın her yerinde, İslâm ülkelerine saldırmış, temiz imanımızı, masum kardeşliğimizi toptan imhaya yönelmiş görünüyor; meş’um heveslerini icra için kullandıkları vasıtaları ise korkunç ilmî ve fennî gelişmeler, elektronik cihazlar, füzeler, uzay uyduları, jetler, kimyasal silahlar, atom, hidrojen, nötron bombaları vesairedir. 10

 

Bu makalesinde Hocaefendi milli beka ve kalkınma kadar şahsi emniyet ve rahatımızı da ilme bağlar. Der ki; o halde takvalı ve şuurlu Müslümanlar olarak:

 

a) Mutlaka çalışkan olmalıyız.

 

b) Çok ve devamlı okumalı, meslekî literatürü, ilmî gelişmeleri yakından, –ilmî mecmualar, yeni etüt ve makaleler seviyesinde– takip etmeliyiz.

 

c) Batı dillerinden en az birini ve kendi kültürümüzün temeli olan Arapça’yı, Farsça’yı ve Osmanlıca’yı iyi öğrenmeye girişmeliyiz.

 

d) Meseleleri ilmî açıdan ele almayı, orijinal araştırmalar, incelemeler, etütler yapmayı, ilmî ve olgun düşünmeyi, bîtaraf ve serinkanlı karar vermeyi öğrenmeliyiz. 11

 

Makalenin sonunda İlim ve Sanat dergisinin amaçlarından birine değinerek cihadın bugünkü şekline ve manasına dikkat çeker:

 

Mecmuamız ülkemizdeki İslâmcı, idealist münevverlerimize ilim sahasında yardımcı olmak, en son gelişmeleri duyurmak, ilmî çalışma ve usulleri benimsetmek, onların hazırlanmış etütlerini yayınlamak amacıyla çıkmaktadır.

 

Ecdadımız kılıçları ve canlarıyla hizmet verdiler, şimdi sıra kalem ve kafa ile hizmettedir.12

 

Yazılarını orijinal başlıklarla taçlandıran Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh'in “Taşa Gül ile Cevap” başlıklı yazısında 1985 yılının nisan ayında doğuda ve batıda ilme bakış mukayesesi yapıyor:

 

Kapitalist Batı ve komünist Doğu da ilme, araştırmaya önem veriyor, ama ruhsuz ve vicdansız bir şekilde...

 

Bizim onlardan farkımız irfanda ve takvadadır. Biz, onlarca üretilen kuru, gaddar ve materyalist ilmin de insanlığı felakete götürdüğünü açıkça görmekteyiz. Biz ilmin formülü içine imanı, iyi niyeti, güzelliği, sevgiyi, irfanı, edebi, ahlâkı, terbiyeyi, vefayı, feragati, tevazuu, insafı, adaleti... de ilave etmiş şahâne bir medeniyetin yeni filizleri ve vefalı evlatlarıyız. Cennet yolu olduğu için ilme âşığız; Efendimiz: “Allah güzeldir, güzelliği sever.” buyurduğundan sanatın hayranı, kemalin, güzelliğin meftunuyuz.13

 

İslamda ilim her hal-u-karda teşvik edilmiştir. Hocaefendide öyle yapmıştır. 1985 yılındaki “Öz kültürümüz ve İlim” başlıklı yazısında bu gayreti devam etmektedir:

 

Talebe cennet yolundadır; ilme çalışmak ibadettir; ders vermek ve almak cihat seviyesinde sevaptır; ilmî tefekkür ve taallüm gündüz oruca, gece namaza bedeldir; öğretilen bilgi öğretenin sadakasıdır; ilmin ehline öğretilmesi Hakk’a kurbiyet, ehlinden esirgenmesi o istekliye zulüm sayılmıştır; ilim öğrenmeye çalışmak her müslüman erkek ve kadın için bir farizadır. İlim için her türlü meşakkate katlanılır, ilim ta Çin’de bile olsa gidilip öğrenilir... 14

 

Ancak onun kastettiği ve uğrunda Çine bile gidilecek ilim tek başına yutulacak ve kuru kuru hazmedilecek bir lokma değildi. Makale şu cümleler ile devam eder.

 

Evvelce ilim bizde, mağrur ve mütekebbir, kuru ve soğuk, gaddar ve hunhar, saldırgan ve küstah, ruhsuz ve kalpsiz, gayesiz ve anlamsız... değildi. İlme edep eşlik ederdi, güzel ahlâk yoldaş olurdu, iman hayat verir, irfan renk katardı; alimlerimizi takva ziynetlendirirdi. Bütün ilimler, en yüksek ilim olan mârifetullahın riyasetinde kadrolaşmıştı. Bütün diğer ilimler ondan sonra gelir; hem onu destekler, hem de ona tâbi bulunurdu. Kafayla kalp, akılla gönül, ilimle irfan çatışma halinde değildi. Düşünenler, buhranlar içinde çırpınıp bocalamıyor, kendi dengesizliklerini halka yansıtıp onları da şaşkına çevirmiyordu. Toplumlarımıza böyle erdemli, bilge alimler kılavuzluk ederken mutlu ve başarılı idik; cihanın takdirini ve hayranlığını kazanmıştık, maddemiz ve mânamız, ferdimiz ve cemiyetimiz, devletimiz ve siyasî durumumuz izzetli ve şerefli idi. Çünkü Allah celle celâlüh hazretlerinin sevdiği insan tipi, ilim ve irfana, edep ve takvaya beraberce sahip olandır ve Rabbimiz öylelerini aziz kılar, nusreti ile teyit ve takviye buyurur.15

 

Hocamız, “En Mühimi” başlıklı Haziran 1984 tarihli yazısında, her işin, amelin ve uzvun kendine göre bir takvası olduğunu söyler ve bunu bilebilmek için de ilme ihtiyaç olduğunu söyler:

 

Hemen anlaşılır ki bunun için de yasakları, haramları, helalleri, mübahları, sevapları, günahları iyice bilmek, yani fıkıh ilmine ve tasavvufa vukuf şarttır. Denmiştir ki: “İbadet ve iyi kulluk, ince bir sanattır; onun dükkânı halvet (tenhalık), ana sermayesi ilim ve takva, kazancı da cennettir.”16

 

Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh'in 1987 yılında yazdığı “Din ve İlim” başlıklı yazıda düşünme ilim zihniyetini ilmin ana kaynağı olarak belirler:

 

İlmin ana kaynağı ise hiç şüphe yok ki sağlıklı düşünme ve ilim zihniyetidir. İlim zihniyeti olmadan yapılan çalışmalar, çarpık sonuçlara götürür. Her çeşit problemimizin çözümünde aklı, mantığı, ilim zihniyetini esas almalı, önyargı, sabit fikir, taassup ve şartlanmaları terk etmeliyiz.17

 

1995 yılında İlim ve Sanat dergisinde “İlimde Taassup, Gerçekleri Saklama, Saptırma ve Yalan” başlıklı yazısında ise şöyle der:

 

“İlim namına size sunulan her bilgi doğru değil; karşınızda konuşan her ilim adamı gerçeği söylemiyor.”

 

Görülüyor ki ülkemizde halkın büyük çoğunluğu ve maalesef aydınların geniş bir kesimi bu bakımdan çok saftır; okullarda her öğretilen, kitaplarda her yazılan, gazetelerde her çıkan, unvanlı ilim adamlarınca her söylenen sözün doğru olduğunu sanıyor, hemen inanıveriyor; işin aslını, doğruluğunu araştırmaya, tahkike lüzum duymuyor; zihnini, mantığını kullanıp tenkit ve kritik etmiyor; aksi, karşı ve alternatif bilgi ve fikirleri de dinlemeye yanaşmıyor, muhalefete tahammül ve tolerans göstermiyor, kendi kafasına yerleşmiş fikir ve kanaatinde inat ve taassuba düşüyor. Böylece şahsî ve milli kültürümüzde birçok gerçek dışı bilgi, yalan yanlış görüş ve bilimsel hurafe yerleşip birikmiş oluyor.

 

Bu sebepten problemlerimizi çözmemiz, ilerlememiz, gelişmemiz, yükselmemiz ve yeni buluşlar yapmamız engelleniyor, zorlaşıyor.

 

Müspet ilimler ve teknik bilgiler hariç pek çok ilim dalında ve özellikle sosyal ilimlerde Türklerle ilgili konularda maalesef bir yığın yanılma, yanlışlık, yalan dolan, gerçekleri saptırma veya saklama, uydurma ve yakıştırma, iftira ve tezvir vardır. 18

 

Yine aynı makalede önyargı, sabit fikir ve taassuptan, dezenformasyon ve yanıltıcı bilgilerden kurtulmanın çarelerini de anlatıyor Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh:

 

Kitapların, makalelerin elenip bunlardan ayıklanması, bazı konuların da mutlaka yeniden yazılması lazım. Yalan ve yanlışla, tahrifat ve tezvirat ile bu bozuk kafalı ve kara kalplilerle ciddi mücadele etmek, halkı uyandırmak gerekli.

 

Elbette ilim namına oynanan oyunları gören, sahtekârlıkları sezen, hakkı seven, dikkatli, ciddi, imanlı, namuslu, dürüst ve değerli ilim adamları da var. Bunların da kendi aralarında iyi organize olması, birbirlerini tanıması ve birbirleriyle kuvvetli iş birliği yapması çok elzem. Bu bir vatan ve vicdan borcudur; ilim ve hakikat sevgisi gereğidir.

 

Çünkü karşı taraf çok zengin, çok kuvvetli ve dış kuvvetlerce çok iyi teşkilatlanmış. Üstelik bu yalan ve yanlışlıklar despotluk devrinde resmi ideoloji haline sokulmuş, ders kitaplarına girmiş, âdeta devlet tarafından korumaya alınmış. Onun için hem dışarıdakilerle, hem de içeridekilerle uğraşmak gerekiyor. 19

 

Merhum ve mağfur Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh ilmin ve bilimin imanı gerektirdiğini, bilimin inançsızlığı terk ettiğini 1987 yılındaki “Din ve İlim” başlıklı makalesinde söyler:

 

Dinsizlik insan tabiatına, akla, mantığa, ilme, irfana aykırıdır. Ciddi ilim, iman etmeyi gerektirir. Büyük alim ve filozofların kahir ekseriyeti inançlı kişilerdir. İnançsızlar azınlık ve istisnadır. Modern ilmî gelişmeler, dini yıkmamış, bilakis iman hakikatlerini takviye etmiştir. İnkârcılık artık 19. yüzyılda kalmış çağ dışı bir cereyan durumundadır20

 

Bununla birlikte dinin de bilimin desteğiyle canlandırılması gerektiğinden söz eder, “Din ve İnancın Gerçeğini Bulmak” başlıklı yazısında. Sene 1989:

 

Dinin reddedilmemesi lazım; aksine onun, çağımızın bilim düzeyine ve verilerine uygun, insanın beden ve ruh sağlığına yararlı, topluma faydalı, verimli ve olumlu bir yönde canlandırılması zorunlu. Ama doğa ile toplumla, hilkati, hikmeti ile, bilimle, akılla, insanoğlunun ruh ve beden menfaatleri ile zıt olmayacak, çatışmayacak bir biçimde olmak şartıyla... Ve elbette aklın, vicdanın, bilimin sesini dinleyerek ve onları kendimize rehber edinerek!21

 

Bununla birlikte Hocaefendi İlmin İslamın canı olduğunu söyler, “Yeni İslami Çalışmaların Ana Hatları” başlıklı, 1993 yılında kaleme aldığı yazısında:

 

İlim, İslâm’ın canı, hayatıdır.” buyrulmuş; yani ilim varsa, İslâm canlıdır, güçlü kuvvetlidir; yoksa ölmüş demektir. İlim olduğu zaman İslâm şuurla uygulanır, ihlas ve samimiyetle yaşanır, iman sağlam olur, ibadetler hâlisâne yaşanır, sosyal hizmetler iyi yapılır, kötülüklerle ciddi mücadele edilir, düşmana karşı mükemmel hazırlanılır, savaşta cansiperâne çarpışılır, iman galip gelir, küfür mağlup düşer, İslâm yayılır, müslümanların yüzü güler, yeryüzüne hayır hâkim olur.

 

O halde ilme sarılacağız, gerçek alim olacağız, müslümanları kaliteli, meziyetli, bilgili, görgülü, ahlâklı yetiştireceğiz. Müslüman, Amerika’daki, Japonya’daki, Avrupa’daki meslektaşlarından daha ileri, daha yüksek, daha başarılı olacak. Onları mutlaka yakalamalı, geçmeli, geride bırakmalıyız. Aksi takdirde İslâm “aziz” olamaz, müslüman izzetli, itibarlı, saygın, sözü geçerli olamaz, yeryüzünde fitne, fesat, zulüm, katl, gadr, harp, darp eksik olmaz.22

 

“Ehemmi Mühimme” tercih etmek başlıklı yazısında ise ilmin gelişebilmesi için müsait bir zemin aradığını belirtir:

 

Madde ve mânanın, refah ve imanın, para ve ahlâkın bir arada bulunduğu yerler ve devirlerde dünyanın en büyük medenî gelişmeleri meydana gelmiştir. Büyük şahsiyetler, yüksek bilginler, kaliteli sanatkârlar genellikle milletin yeni bir imanla aşılandığı müreffeh devirlerde ortaya çıkmışlardır. Çünkü ilim ve sanat, müsait bir ortam, teşvik, takdir ve anlayış, huzur ve asayiş gibi olumlu şartlarda çabuk gelişir. Toplumda hayat ve istikbal garantisi, hürriyet ve emniyet olmadan fertlerden olumlu bir gelişme ve üstün bir verim bekleyemez ve sağlayamazsınız.23

 

İlim çağımızda müsait bir zemin pek bulunamasa da inançlı insanların görevi her türlü ilmin peşinde koşmaktır. Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh, cehaleti felaket, amelsiz ilmi ise vebal kabul eder. Bu yüzden 1995 yılında “AB ile Gümrük Birliğine Girerken, Yapmamız Gereken Atılımlar” başlıklı yazısında şöyle seslenir:

 

Sımsıkı ilme sarılmamız gerekiyor. Kardeşlerimizin her biri ciddi bir ilim adamı olmaya çalışsınlar! Dünyadaki bütün ilimleri, yenilikleri, buluşları, keşifleri çok yakından takip edelim, öğrenelim, fişleyelim, bilgisayarımıza depo edelim, yükleyelim. Kendimiz de yeni özel araştırmalar yapalım, kimseye muhtaç olmadan işlerimizi görmeye çalışalım, gerekirse yeni aletler, cihazlar, metotlar ortaya koyalım; kendi çalışma sahamızda dünyada bir tane olmaya, en yüksek ilim seviyesine yükselmeye gayret edelim. İlme, kitaplara, meslekî dergilere, özel çalışma ve araştırmalara gücümüz yettiğince çok meb-lağ ayıralım. Rakipten daha çok çalışıp, ondan daha öne geçelim.24

 

Mahmud Es'ad Coşan Hocamız alimin İslamda çok değerli olduğunu, onların cahil idarecilerin hükmü altına alınamayacağını sık sık belirtir. Tıpkı, Ekim 1991’de “Seçim Üzerine” düşünceler başlıklı yazısında olduğu gibi:

 

Sahih hadislerle bildirilmiş ki Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem) Efendimizin mânevî vârisleri ve onun âhirete irtihalinden sonra ümmetin halifeleri, –hükümdarlar ve sair ricâl-i devlet değil– ulemâ-i âmilîn ve meşâyih-i vâsılîndir; ümmet-i Muhammediyye’nin işleri, sevk ve idaresi aslında onlara emanet ve havale olunmuştur. Çünkü ahkâm-ı şerîatı en iyi onlar bilir ve en güzel onlar uygulayabilir. Keşke tüm devlet başkanları onlardan olsa! Onlar ilim ve irfandan bîhaber idarecilerin emri ve hükmü altına alınamaz, zira o zaman din fesada uğrar. İslâm’da en yüksek rütbe, “ilim” rütbesidir. Onun için alimler, zalim ve gafil idarecilere hakkı söyler, hayrı uygulatır, nasihat eder, gerekirse hükümlerine karşı çıkar, onlarla mücadele eder. Hocanın vurduğu yerde gül biter; hocaya hürmet etmeyen felakete uğrar. İdarecilerin en hayırlı-ları, o mürşid-i kâmillere tâbi olup sa’âdet-i dâreyni bulanlardır; buna mukabil alim geçinenlerin en şerlileri de mevki ve makam sahiplerinin yanına yanaşıp, onlara tabasbus eden, zulmüne ve saltanatına payanda olan, ne söylerlerse dalkavuklukla tasdik eyleyenleridir.

 

1987 yılında İslam dergisi için yazdığı “Mühim Sorular ve Cevaplar” adını taşıyan makalesinde Hocamız sorar ve cevap verir:

 

Soru: Yeryüzündeki insanlar içinde ilme en çok ihtiyacı olanlar kimlerdir?

 

Cevap: Müslümanlar! Çünkü ilim, müslümanın hem dünyası hem de âhireti için gereklidir. Cahillikle, Müslümanlık dahi yürümez. İlmen kalkınmadan ne maddî ne de mânevî gelişme ve kalkınma sağlanabilir.

 

1992 yılının eylül ayında çıkan İslam dergisinde “Keramet Gösterme ve Rüyalara Tasarruf” meselesi başlıklı makalesinde Mahmud Es'ad Coşan Hocamız ilim güzeldir der ancak:

 

İlim güzeldir, faydalıdır, maddeten ve mânen kârlıdır, eğer hayra kullanılırsa; vebaldir, zarardır, muzırdır, eğer şerre alet edilirse! Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve âlihî ve selleme kesîrâ) “faydasız ilim”den Allah (celle celâlühû ve azze şe’nuhû) hazretlerine sığınmıştır. O halde müslümanlar, ilmi, hak yolda ve hayra ve Allah için öğrenmeli, öğretmeli, kullanmalı, ilmî ile amil olmalı, takvayı şiar edinmeli. Böyle yaparsa Allahu Teâlâ ona bilmediği mânevî ilimlerin kapısını da açar, “ilm-i ledün” öğretir, iki cihanda aziz eder, nusretiyle takviye eyler, kerâmetiyle ikram buyurur.

 

İlim güzeldir ama alimin afeti de vardır. Aynı makalenin devamında ise Hocamız şöyle söyler:

 

Alimin afeti, ilmine mağrur olmak, kibre ve ucbe düşmek; ilmî mücadelede başkalarına galip gelsin, tefevvuk eylesin, üstün olsun, alkış toplasın, şöhrete ersin, dünyalık dersin; mal-mülk-mevki-makam devşirsin diye kullanmaktır. Bir insan her şeyi tam bilemez, bilemediği konularda haddini bilmeli, “Burası benim saham dışındadır.” diye-bilmeli, hadden tecavüz etmemeli, ukalalık eylememeli, konuşmak kadar edebi, susmayı, sükût etmeyi de öğrenmelidir.

 

Merhum Mahmud Es'ad Coşan Hocamıza göre Alimleri afetten korumanın yolu takva iledir.

 

Şeriat ve zahir ulemasına takva ve tasavvuf çok lüzumludur ve pek yakışır; takva ve tasavvuftan, edep ve irfandan mahrum kalırlarsa onlara çok yazık olur. Her ikisini cem ederlerse, “zû’l-cenâheyn” iki kanatlı kuş misali a’lâ-yı illiyyîne çıkarlar, makbûl-i ins ü cînn ü melek ve iki cihanda bahtiyar olurlar. O halde aziz okuyucum sen, ilimle beraber edep ve takvayı, zahirle birlikte batını da öğren!

 

Merhum ve mağfur Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh İlmin, irfanın, edep ve hayanın ardınca gitmek gerektiğini, bunlardan mahrum olan yer ve kişilerden uzak durmak hatta bunlardan kaçmak gerektiğini belirtirdi. Hayatı boyunca ilim, irfan, edeb, haya, erdem ve marifet ardınca giden, sevenlerine tavsiye eden, Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh Hocamızn ideallerini paylaştığı İlim ve Sanat dergisinin 1998 yılında çıkan son sayısında makalesine “Nice Nurlu, Huzurlu, Erdemli, Mübarek Kentlere!” başlığını atması dokunaklıdır. O makalenin sonunda naklettiği hadis çarpıcıdır:

 

Deylemî’nin Hz. Ali radiyallâhu anh’ten naklettiği bir hadise göre:

 

“Taşra ve köy (rustâk), cehennem hazire (mevki)lerinden bir haziredir, (çünkü) orada şeriatın uygulanması (yani hadd-i şer’î) yoktur, cuma namazı yoktur, (ilim ve eğitim olmadığından) çocuklar edepsiz, gençler şeytan, yaşlılar cahildirler, mü’min onların arasında leşten daha beter kokulu duruma düşer.”

 

Demek ki aslolan iman, İslâm, ilim, irfan, edep, ahlâk, şeriat, taharet ve nezafettir. Mü’min her yerde onları aramalı, onlara sarılmalıdır; onların olmadığı yerde durmamalı; dinini öğrenebildiği, uygulayabildiği yerlere hicret etmeli, öyle toplumlar, öyle kentler kurmalı, oralarda yaşamalıdır.

 

Bu tarihten kısa bir süre önce Avustralya’ya yerleşen ve oradan sevenlerine seslenen Mahmud Es'ad Coşan Rahmetullahi Aleyh Hocamızın İlim ve sanat dergisinde yayınlanan son sözleri şunlardır:

 

Eğer doğruluğu, dindarlığı, ihlası, takvası, irfanı dolayısıyla dokuz köyden dışlanıyor, kovuluyor, çıkarılıyorsa, kendisi gibi mü’min, halis, muhlis, muttakî, mübarek, mütedeyyin, arif, fazıl, kâmil... kimselerle onuncu köyü kurmalıdır...

 

Yaşasın ilimli, irfanlı, imanlı, düzenli, dirlikli, sağlıklı, temiz, nezih, izzetli, şerefli, nurlu onuncu köyler, beldeler, şehirler! 25

 

Burada sizinle paylaştıklarımız son derce sınırlıdır. Kendisine ulaşılamadığı takdirde eserlerine ulaşmak, sözlerinden istifade etmek, fikirlerini yaşatmak, idealini idealimiz bilmek, hedeflerini sahiplenmek, emellerini gerçekleştirmek ne mutlu bize ki mümkündür. Kendisinin arzu ettiği gibi abartılarla değil eserleri ve yaptıklarıyla, öncülük ettiği atılımlarla hatırlamak, hürmet ve saygıyla yad etmek çağdaşı her insana borçtur. Mensubu olduğu ilim hazinesine ilmi çalışmalarla yeni cevherler ilave etmek sevenlerinin görevi ve ödevidir. Borcu hakkıyla ödeyenlerden olmak ve şefaatlerine nail olmak temennisiyle…

 

1 Başmakaleler 2, s.257

 

2 İdeal yol, s.17

 

3 İdeal yol, s.19

 

4 İdeal Yol, s.33

 

5 İdeal Yol, s.33

 

6 İdeal Yol, s.33

 

7 İdeal Yol, s.33

 

8 İdeal Yol, s.79

 

9 Başmakaleler 3, s.5

 

10 Başmakaleler 3, s.5-6

 

11 Başmakaleler 3, s.5-6

 

12 Başmakaleler 3, s.5-6

 

13 Başmakaleler 3,s.7

 

14 Başmakaleler 3, sayfa 8

 

15 Başmakaleler 3, sayfa 8

 

16 Başmakaleelr 1, s.18

 

17 Başmakaleler 3, s.15

 

18 Başmakaleler 3, s.48

 

19 Başmakaleler 3, s.48

 

20 Başamakeler 3, s.16

 

21 Başmakaleler 3, s.30

 

22 Başmakaleler 3,s.44

 

23 Başmakaleler 3, s.18

 

24 Başmakaleler 3, s. 46

 

25 Başmakeler 3, s. 56
 

Yorum

55

Yazdır
 

-

-

Untitled Document




      Animasyonlar
  Elham Bu
  Komşu
  Kılavuzsuz Olmaz
 
      AKRA FM Haberleri